Yasin Suresi

Ana sayfa » » Ala Suresi

Ala Suresi

Ala Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan ve AllahTeâlâ’yı niteleyen “el-A’lâ” kelimesinden almıştır. A’lâ, en yüce demektir.

Ala Suresi Arapça Oku

Ala Suresi Arapça oku.

Ala Suresi Arapça 1. Sayfa

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ١اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ٢وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ٣وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ٤فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ٥سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ٦اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ٧وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ٨فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ٩سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ١٠وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ١١اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ١٢ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ١٣قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ١٤وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ١٥بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ١٦وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ١٧اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ١٨صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى١٩

Ala Suresi Arapça Dinle

Ala Suresi Arapça Dinle, Ala Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’den Arapça dinle.

Ala Suresi Türkçe Oku

Ala Suresi Türkçe oku.

    Ala Suresi Türkçe 1. Sayfa

    Bismillahir rahmanir rahim.

  1. Sebbihısme rabbikel a’la.
  2. Ellezi halaka fesevva.
  3. Vellezi kaddere fe heda.
  4. Vellezi ahrecel mer’a.
  5. Fe cealehu gusaen ahva.
  6. Senukriuke fe la tensa.
  7. İlla ma şaallah, innehu ya’lemul cehre ve ma yahfa.
  8. Ve nuyessiruke lil yusra.
  9. Fe zekkir in nefeatiz zikra.
  10. Seyezzekkeru men yahşa.
  11. Ve yetecennebuhel eşka.
  12. Ellezi yaslen narel kubra.
  13. Summe la yemutu fiha ve la yahya.
  14. Kad efleha men tezekka.
  15. Ve zekeresme rabbihi fe salla.
  16. Bel tu’sırunel hayated dunya.
  17. Vel ahıretu hayrun ve ebka.
  18. İnne haza le fis suhufil ula.
  19. Suhufi ibrahime ve musa.

Ala Suresi Türkçe Meali Oku

Ala Suresi Türkçe Meali oku.

    Ala Suresi Türkçe Meali 1. Sayfa

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Tesbih et Rabbinin A’la (yüce) ismini.
  2. Yaratıp düzene koyan Rabbinin.
  3. Takdir edip doğru yolu gösteren Rabbinin.
  4. O Rabbin ki, mer’ayı, çıkardı,
  5. sonra da onu karamsı, bir sel kusuğuna çevirdi.
  6. Bundan böyle sana Kur’an okutacağız da unutmayacaksın.
  7. Yalnız Allah’ın dilediği başka; çünkü O, açığı da bilir, gizliyi de.
  8. Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız.
  9. Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
  10. Saygısı olan öğüt alacaktır.
  11. Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
  12. O ki, en büyük ateşe yaşlanacaktır.
  13. Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.
  14. Doğrusu felah bulmuştur temizlenen,
  15. Rabbinin adını anıp namaz kılan.
  16. Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
  17. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  18. Haberiniz olsun, bu ilk sahifelerde vardır.
  19. İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde.

Ala Suresi Türkçe Meali Dinle

Ala Suresi Türkçe Meali Dinle, Ala Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in Türkçe Mealini, Ahmet DENİZ’den dinle.

Ala Suresi Konusu

Ala Suresi konusu, Sûrede Allah, vahiy ve Kur’an, peygamber ve tebliğ görevi, tebliğ karşısında insanların takındıkları farklı tavırlar ve bunun ebedî hayattaki sonuçları ele alınmıştır.

Ala Suresi Nuzül

Mushaftaki sıralamada seksen yedinci, iniş sırasına göre sekizinci sûredir. Tekvîr sûresinden sonra, Leyl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır (Şevkânî, V, 492).

Ala Suresi Fazileti

Ala Suresi fazileti, Kaynaklarda, Hz. Peygamber’in A‘lâ sûresini okumaktan büyük tat aldığı; özellikle vitir, bayram ve cuma namazlarında onu okuduğu bildirilmektedir (bk. İbn Kesîr, VIII, 399-400; Emin Işık, “A‘lâ Sûresi”, DİA, II, 310-311).

Ala Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Ala Suresi Kuran’da kaçıncı sayfadadır?

Ala Suresi, Kuran’da 591. sayfada yer alır.

Ala Suresi kaç ayettir?

Ala Suresi, 19 ayetten oluşur.

Ala Suresi hangi cüzde yer alır?

Ala Suresi, Kuran’da 30. cüzde yer alır.

Ala Suresi kaç sayfadır?

Ala Suresi, Kuran’da 1 sayfa içinde yer alır.

Ala Suresi Tefsiri

Kur’an Yolu Tefsiri kitabından Ala Suresi Tefsiri.

Ala Suresi 1-5. Ayet Tefsiri

Tesbîh, Allah’ı kendisine lâyık olmayan isimlerden, niteliklerden ve eylemlerden tenzih etmek, O’nun böyle kusurlardan uzak olduğunu kabul ve ifade etmektir. “Uygun şekil verme” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki tesviye kavramı, Kur’an’da genellikle Allah’ın, yarattığı varlığa, onun varlık türünün gerektirdiği yapıyı, şekli vermesi, uygun forma kavuşturması” anlamında kullanılmaktadır. Bu âyette ise “sevvâ” fiilini –nesnesi belirtilmediğinden– “her şeye uygun şeklini verme” olarak anlamak gerekir (ayrıca bk. Hicr 15/29).Allah’ın yol göstermesinden (3. âyet) maksat, yarattığı şeylerin tabiatını belirleyip onu yaratılış gayesine, hikmet ve hedefine doğru yöneltmesidir. Şevkânî âyeti şöyle yorumlar: “Allah varlıkların cinslerini, türlerini, niteliklerini, ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini ve nihayet ecellerini takdir etmiştir; her birini yapabileceği, kendisine uygun olan davranışlara yöneltmiş ve yaratıldığı amaç istikametinde gelişmesini kolaylaştırmış, din ve dünya işlerinde yapması gerekeni ona ilham etmiştir” (bk. V, 493).4 ve 5. âyetler, Allah’ın baharda yeşil bitkileri bitirip vakti gelince onları kapkara bitki kalıntısı haline getirmesi şeklinde açıklandığı gibi mecazen “canlı varlıklara hayat veren ve zamanı gelince onları öldüren” anlamında da yorumlanabilir. Bazı çağdaş yorumcular 5. âyetin, kömür madeninin teşekkülüne işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre ilâhî kudret önceleri her türlü bitkiyi, ağacı yetiştirip uzun zaman sonra bunları kömür haline getirmiştir, âyet bu olayı ifade etmektedir. Zira kömür yataklarının önceki jeolojik dönemlerde yaşamış olan dev bitkilerle ormanların geçirdiği değişikliklerin ardından yer altında basınç ve ısı etkisiyle kömüre dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Cansız madde olan taş ve topraktan yemyeşil otların ve ormanların çıkması nasıl Allah’ın kudretini gösteren bir olaysa onların zamanla taş kömürüne dönüşmesi de öylece O’nun kudretini gösteren bir olaydır (bk. Elmalılı, VIII, 5747-5758; Emin Işık, “A‘lâ Sûresi”, DİA, II, 311). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:602-603

Ala Suresi 6-8. Ayet Tefsiri

Hz. Peygamber ilk dönemlerde kendisine gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Resûlullah’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâmet 75/16-19. âyetleriyle, “Sana Kur’an’ı okutacağız ve Allah öyle dilemedikçe unutmayacaksın” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir. Böylece bir taraftan Hz. Peygamber bu davranışından vazgeçirilmiş oluyor, diğer taraftan da vahyin korunmasının güvenceye alındığı bildiriliyordu (Şevkânî, V, 494). Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olması da Allah’ın kudretini gösteren delillerdendir. Peygamberin şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme tarzında ümmetin hafızalarında sürekli olarak tecelli etmektedir. 7. âyette unutturmama garantisine, “Allah dilemedikçe…” şeklinde yapılmış bulunan istisnâ hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu istisnanın neshe delâlet ettiğini yani “Allah herhangi bir hükmü yürürlükten kaldırmak istediği zaman onu peygambere unutturur” mânasına geldiğini ifade ederler. Bazı âlimlere göre ise bu âyet –tıpkı “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız” (bk. İsrâ 17/86) meâlindeki âyette ve benzerlerinde (meselâ bk. Hûd 11/107-108) olduğu gibi– peygamberin unutmasını Allah’ın hiç dilemediği, dolayısıyla onun da hiçbir zaman unutmadığı” anlamına gelir (bk. Şevkânî, V, 494; Elmalılı, VIII, 5760). Bize göre “Sizler ancak rabbinizin (bunu) dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz” (İnsan 76/30) âyetinde olduğu gibi burada da bir ilâhî kanuna, bir ilkeye atıf yapılmaktadır. Kulunu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve donatan Allah’tır. O böyle yapmasaydı insan böyle olmazdı; düşünemez, konuşamaz, aklında tutamaz, unutamazdı. 6. âyete göre Resûlullah, kendisine okutulanı (Kur’an’ı) asla unutmayacaktır; ancak bu, Allah istediği için böyledir; unutmasını isteseydi elbette unutacaktı.Müfessirler, “Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız” meâlindeki 8. âyeti de Hz. Peygamber’in şahsına özgü olarak değerlendirip kolaylaştırmayı “Allah’ın onu, beşerî bir çaba göstermeden Kur’an’ı ezberlemeye, dinin kurallarını uygulamaya, kendisini cennete götürecek amelleri yapmaya muvaffak kılması” şeklinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 243-244; Râzî, XXXI, 142-143). Şevkânî ise “din ve dünya işlerinden hangisine yönelirse o yolda muvaffak kılması” anlamında yorumlamıştır (bk. V, 494). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:603-604

Ala Suresi 9-15. Ayet Tefsiri

“Öğüt mutlaka fayda verir” şeklinde çevirdiğimiz ifadeye göre burada belli bir grup değil, öğüde muhatap olan herkes kastedildiği için muhatapların sayısı az veya çok olsa da bir kısmının öğütten mutlaka yararlanacağı kesindir. Nitekim 10. âyette bu husus açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu âyet “…Öğüt fayda verirse öğüt ver” şeklinde de anlaşılmıştır. Buna göre âyetin lafzından, öğüt verilebilmesi için verilecek öğüdün muhataba fayda sağlamasının şart koşulduğu anlaşılırsa da müfessirler, öğüt fayda verse de vermese de peygamberin öğüt vermekle yükümlü olduğu, âyetin böyle anlaşılması gerektiği kanaatindedirler. Râzî, öğüt vermenin veya hakikati anlatmanın ilk etapta gerekli (vâcip) olduğunu, tekrarının gerekli olmasının ise öğüdün yarar sağlaması ve böylece amacın gerçekleşmesi durumuna bağlı bulunduğunu belirtmiştir (XXXI, 144). Buna göre Hz. Peygamber’in Allah’tan aldığı tâlimatı muhataplara duyurması onun misyonunun gereğidir. Öğüt vermenin faydalı olacağı kanaatine varıldığı takdirde devam etmek de vâciptir. Ancak inkârda kararlılık gösteren, gerçekle alay eden insanlara öğüt vermek onların inkâr ve inatlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu yüzden Allah, “O halde bizi anmaktan yüz çevirenden … sen de yüz çevir” buyurmuştur (bk. Necm 53/29).10-11. âyetlerde öğüdün herkese fayda vermeyeceği, ondan ancak Allah’tan korkanların faydalanacağı, Allah’tan korkmayan, isyan ve günah batağına saplanmış olan bedbahtların ise ondan kaçacakları bildirilmiştir. 12. âyet verilen öğütten kaçmanın, hakikate sırt çevirmenin sonuçta insanı cehenneme sürükleyeceğini haber vermektedir. “Sonra orada ne ölür ne de yaşar” meâlindeki 13. âyet azabın ebedîliğini ve korkunçluğunu ifade etmektedir. Cehennemdekiler ölmezler, yaşarlar; ancak çektikleri dikkate alındığında bunun olumlu anlamıyla yaşamak olmayacağı da muhakkaktır. Buna karşılık 14-15. âyetlerde öğütlere kulak veren, kalplerini şirk, günah ve kötü ahlâkın kirlerinden temizleyen, namaz kılıp sadaka ve zekât vermek suretiyle nefsini arındıran kimselerin kurtuluşa erecekleri bildirilmiştir.14. âyette “arınan” diye tercüme ettiğimiz tezekkâ fiili, “insanın nefsini kontrol altına alması, her türlü şirk, kötülük ve günahtan uzaklaşması, Allah’ın birliğine iman edip dinin emir ve yasaklarını yerine getirmesi” anlamına geldiği gibi “zekât vererek arınmak” mânasına da gelir. Ancak Mekkî sûrelerde yer alan “zekât” tabirleriyle (Zâriyât 51/19; Meâric 70/24), sonraları hükümleri etraflı olarak belirlenmiş şekliyle zekât değil, mutlak anlamıyla malî içerikli dinî görevler kastedilmiştir. Çünkü kurumsal anlamda zekât Medine döneminde farz kılınmıştır (bk. Tevbe 9/103). Şu halde âyetteki tezekkâ kelimesi hem malı haramlardan ve kul haklarından hem de nefsi günah kirlerinden arındırmayı ifade eder. 15. âyette Allah’ın adını anan ve namaz kılan kimsenin kurtuluşa ereceği bildirilmiştir. Ancak burada geçen, “namaz kılma” olarak çevirdiğimiz sallâ fiiliyle ilgili de farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre bundan maksat bilinen beş vakit namazdır; bazılarına göre bayram namazı, bir kısmına göre de “salât” kelimesinin sözlük anlamı olan duadır (Taberî, XXX, 100). Beş vakit namaz Mekke döneminin sonlarına doğru farz kılındığına ve bu sûre de oldukça erken bir dönemde indiğine göre, buradaki salât kavramını da beş vakit namaz olarak değil, ilk müslümanların Hz. Peygamber’in örnekliğinde yerine getirdikleri günlük ibadet olarak anlamak uygun olur (bu konuda bk. Kâmil Yaşaroğlu, “Namaz”, DİA, XXXII, 351). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 604-605

Ala Suresi 16-17. Ayet Tefsiri

Önceki âyetlerde kurtuluşun, nefsi ve malı arındırıp âhirete hazırlıklı gitmekte olduğu bildirilmişti. 16. âyette ise insanların genellikle geçici dünya hayatı ve zevklerini âhirete tercih ettikleri hatırlatılmaktadır. Oysa âhiret hayatı daha hayırlı, kalıcı ve sonsuzdur. Bu durum, –yüce Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak– inkârcıları bir kere daha uyarmak, müminlere de böylesi yanlışlardan uzak durmaları yolunda telkinde bulunmak üzere 17. âyette vurgulu bir şekilde ifade edilmiştir (ayrıca bk. A‘râf 7/169; Yûsuf 12/109; Duhâ 93/4). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 605

Ala Suresi 18-19. Ayet Tefsiri

“Kitaplar” diye çevirdiğimiz suhuf kelimesi dönemin örfî kullanımında kitapla eş anlamlı olan sahîfenin çoğuludur. Bu bağlamda kitap, Allah tarafından peygamberlere gönderilen vahyi ifade eder. Buna göre her iki âyette yer alan suhuftan maksat, “Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya verilen kitaplardır. Bu iki peygambere nisbet edilen sahîfeler, geçmiş vahiylerin sadece birer örneğini teşkil eder. Çünkü vahiy bunlarla sınırlı değildir. İsimleri bildirilen başlıca kitaplar, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır. Sahîfelerden 10’unun Hz. Âdem’e, 50’sinin Şît’e, 30’unun İdrîs’e, 10’unun da İbrâhim’e verildiği rivayet edilir (bk. Zemahşerî, IV, 245).Şuarâ sûresinin 196. âyetinde olduğu gibi bu son âyetler de bütün peygamberlere vahyin tek kaynaktan, Allah’tan geldiğini ve ilâhî dinlerin iman, ibadet ve ahlâk konularında aynı prensipleri, evrensel gerçekleri ve değerleri getirdiğini ifade etmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 606

Ala Suresi Hakkında

Mekke devrinde nâzil olmuştur, on dokuz âyettir. Fâsıla*sı elif harfidir. Adını ilk âyette geçen a‘lâ kelimesinden almıştır. “Sebbih” diye başlayan ilk kelimesinden dolayı Sebbih sûresi diye de anılmıştır.

Bir önceki Târık sûresi, kâfirlerin çeşitli hile ve engellemelerine rağmen Hz. Peygamber’in Allah’ın izniyle zafere ulaşacağını vaad eden âyetle sona erer. A‘lâ sûresinin, “Seni en kolay yola muvaffak kılacağız” meâlindeki sekizinci âyetinde de o zaferin yakında gerçekleşeceği müjdelenir. Bu müjdeye şükür ifadesi olmak üzere sûre, “Rabbinin yüce ismini tesbih et!” diye başlar; esas büyük bayramın ebedî kurtuluşla cennette gerçekleşeceğini, âhiretin dünya hayatından daha üstün ve daha kalıcı olduğunu, bu hakikatin önceki din kitaplarında, özellikle Hz. İbrâhim ile Hz. Mûsâ’nın kitaplarında da yer almış bulunduğunu vurgulayan âyetlerle son bulur. Bir sonraki Gaşiye sûresinde ise genel olarak âhiretten, özellikle cennet hayatından bahsedilir ve çeşitli misallerle âhiretin neden dünya hayatından üstün olduğu gözler önüne serilir.

A‘lâ kelimesi âyette hem “rabb”in, hem de “ism”in sıfatı olabilecek şekilde zikredilmiştir. Buna göre Allah’ın yalnız zâtı değil, isim ve sıfatları da yüce ve mukaddestir. Rabbin mukaddes adını anarken O’nun yüceliğini küçümseyecek anlayış, yorum ve davranışlardan sakınmak gerekir. Tevrat’ta on emir*den biri olarak, “Allah’ın, rabbin ismini boş yere ağza almayacaksın” (Çıkış, 20/7) diye emredilmiştir. Bununla beraber yahudiler Allah’ı gerektiği şekilde tenzih etmemişler, onu güçlü bir insan şeklinde düşünmüşler, bununla da kalmayarak sadece yahudilerin millî ilâhı olarak kabul etmişlerdir. Hıristiyanlar ise, “O hem birdir, hem üçtür” tarzındaki akıl almaz çelişkiyi inançlarına temel yapmışlardır. Her iki dinin mensupları da aslında tevhid ehli oldukları halde tenzih* ehli olamamışlardır. Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ı bir bilmenin bu bakımdan yeterli olmadığını göstermek için onun eşi ve benzeri olmadığını, birliğinin her yönüyle kutsal zâtına mahsus bir birlik olduğunu ortaya koymuş, Allah’ın birliği inancına, Allah’ın eşsiz yüceliği demek olan tenzih ilkesini de eklemiştir.

A‘lâ sûresinin ilk âyetleri, birinci âyetteki tesbih ve tenzih emrinin gerekçesi gibidir: “O rab ki yaratan, düzene koyan, her şeyi inceden inceye takdir eden, yol gösteren, otlağı meydana çıkaran, sonra da onu çerçöp edip sel kusmuğuna çevirendir” meâlindeki âyetler (2-5), Allah’ın yüceliğini ve kudretini dile getirir.

Beşinci âyette, “çerçöp ve sel kusmuğu” mânasına gelen ve esas itibariyle “kara kuru yakacak şeyler” demek olan “gusâen ehvâ” (غثاءً اَحوى) kelimeleri geçmektedir. Bu âyet, âdeta maden kömürü yataklarına işaret ediyor gibidir. Zira kömür yataklarının, daha önceki jeolojik devirlerde yaşamış olan dev otlarla ormanların jeolojik değişikliğe uğradıktan sonra yer altında basınç ve ısı etkisiyle kömüre dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Cansız madde olan taş ve topraktan yemyeşil otların ve otlakların çıkması nasıl Allah’ın kudretine delâlet eden bir olaysa, otların ve ormanların da zamanla taş kömürüne dönüşmesi öylece O’nun kudretini gösteren bir olaydır.

Bu âyetin daha sonraki âyetlerle olan ilgisi dikkate alınınca, her yönüyle yüce yaratıcının kudretini dile getiren bu yeryüzünde, çevresinde olup bitenlerden habersiz ot gibi, ağaç gibi yaşayanların öldükten sonra sadece yakılmaya yarayan taş kömürüne benzeyecekleri ima ediliyor gibidir. Ayrıca bu âyet, onların kendi hayatları gibi çok önem verdikleri ve her şeyden üstün tuttukları dünyalarının da hiçbir önemi bulunmadığını ihtar etmektedir. Çünkü dünya hayatı ebedî kurtuluşa basamak olursa bir anlam ve değer ifade eder.

Sûrenin, “Biz sana Kur’an’ı öğreteceğiz, sen de artık hiç unutmayacaksın” meâlindeki altıncı âyetinde Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olduğunun bildirilmesi de Allah’ın yüce kudretine delil gösterilmekte, Peygamber’in şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme kolaylığı tarzında ümmetin hâfızlarında sürekli olarak tecelli etmektedir.

Kaynaklarda Hz. Peygamber’in A‘lâ sûresini çok sevdiği, vitir, bayram ve cuma namazlarında ve hatta son olarak kıldırdığı akşam namazının ilk rekâtında onu okuduğu zikredilmektedir. Öte yandan, daha önce Vâkıa sûresindeki “Fe sebbih bi’smi rabbike’l-azîm” (56/96) âyeti nâzil olunca rükûda “sübhâne rabbiye’l-‘azîm” denmesini öğütlediği gibi, bu sûre de “Sebbih isme rabbike’l-a‘lâ” âyetiyle başladığı için secdede “sübhâne rabbiyel-a‘lâ” denmesini emrettiği bildirilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, I, 96; III, 406; IV, 155, 271; V, 123; Buhârî, “Ezân”, 63, “Tefsîr”, 87/1; Müslim, “Salât”, 179, “Cuma”, 62; Taberî, Tefsîr, XXX, 96-101; İbn Kesîr, Tefsîr, VIII, 399-405; Süyûtî, el-İtkan, I, 73; a.mlf., Tenâsüku’d-dürer fî tenâsübi’s-süver (nşr. Abdülkadir Ahmed Atâ), Beyrut 1406/1986, s. 135-136; Âlûsî, Rûhu’l-meânî, IX, 346-355; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 5734-5769; Muhammed Mahmûd es-Savvâf, Fâtihatü’l-Kurân ve cüzü Amme, Cidde 1406/1985, s. 247-263; “Alâ Sûresi”, İTA, I, 259-261; Honigmann, “Sebbih”, İA, X, 289.

Emin Işık


Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş

Ala Suresi ile ilgili yorum yap




Copyright © Yasin Suresi - 2019